tarih Bugün: 29 Temmuz 2010, Perşembe
yeni konuEn güncel konu: ilişki sorunlari
fikirdas Son Fikirdeyen: shEe [Kadın, 25]
serkan02
ÜTOPYA
ALINTI: KAYNAK YAYINLARI

ESER: ÜTOPYA, THOMAS MORE

``Ütopya sözcüğü, bildiğimiz gibi, bir kelime oyununun ürünüdür. Yunanca`da, yer/mekan anlamına gelen ``topos``un başına olumsuzluk takısı eklenerek icat edilmiştir: U-topos; OLMAYAN YER, YOK-ÜLKE.
Ütopyalar, 5 bin yıllık bir geçmişe sahip. Sümer`den, Mısır`dan, Yunanistan`dan çıkmış yola, Roma`ya, Çin`e, Hindistan`a uğramış, sonra duralamış bir ara ve yeniden düşmüş yollara; Ortadoğu`ya, Avrupa`ya yayılmış.
Bundan 5 bin yıl önce, Sümerler, insanlığın henüz günahkar olmadığı, bolluğu ve huzuru tanıdığı ``çok eski bir çağ``dan bahsederler:
``Ne korku vardı, ne dehşet.
İnsanın rakibi yoktu...
Ama sonra geldi, Efendi Baba, Prens Baba, Kral Baba....``
Aynı şekilde, 4 bin yıl önce Mısır`da da bir efsane dolaşır ortalıkta: ``Tanrı kullarını aynı çamurdan yaratmıştır. Fakat zenginlik hırsı, doymak bilmeyen altın ve gümüş hırsı, insanı, geleneksel ahlaktan ve göreneklerden uzaklaştırmıştır. Ama cennetle her şey düzelecektir. Toprak herkesin müşterek malı olacak, onu ne duvar ne de sınır bölecektir. İnsanlık bal gibi hurmaların yetiştiği, buğdayın kendiliğinden göverdiği, sütün ve balın ırmaklar gibi aktığı bir diyara ulaşacaktır. Herkes birlikte yaşayacak, ne zalim, ne köle, ne kral, ne senyör, ne büyük, ne küçük; herkes eşit olacaktır.``
3 bin yıl önce Yunanistan`da bir Hesiodos çıkar, zulmü lanetler; Sparta`da bir Likurgos çıkar, eşitliği sağlar; Kadıköylü Phaleas çıkar, eşit bir toplum önerir; bir Miletli Hippodamos çıkar, kominist bir kent kurmayı dener.
Platon, Aristophanes, Lukianos ve diğerleri ortakçılığın yararlarını yazarlar.
Bergama`nın ünlü devrimcisi Aristonikos köle isyanını ateşler. Yüz binleri harekete geçirmişse, onlara Güneş Ülkesi`ni vaat ettiği içindir.
Hem umudu şahlandıran yeni bir kavramdır, hem de cennet kadar huzur veren eski bir öyküdür ütopya. Çünkü nerede sıkıntı ve çatışma varsa, orada belirir ve ufukta parlayarak yol gösterir.
İcatçı insanlığın egemen sisteme bir tür yanıtıdır. Ütopik eserlerin tarihsel dizinine bakıldığında görülmektedir ki, insanlık, büyük çözümsüzlükler döneminde ütopyalara başvuruyor. Zira o günün ağır sorunları, ütopya özlemimizi, ütopya ihtiyacımızı kışkırtıyor.
İnsanlık tarihindeki yağma ve fetihler, askeri demokrasiyle yönetilen toplumları yalnız zenginleştirmekle kalmadı; toplumdaki sınıflaşma sürecini de hızlandırarak ilkel, ama eşitlikçi yasaların çözülmesine de yol açtı.
Ve böylece, altın çağ özlemi, yani cennet, yani ütopya, toplumsal belleklerde yeşerdi ve gelişti.
Ütopyaları kendi dönemlerinin devrimci manifestoları olarak tanımlamak pek de yanlış olmaz: Ütopyalar, özel mülkiyetin tanrılaştırılmasına karşı ortak mülkiyete vurgu yaptılar; dilenciler asılırken, yurttaşın ekmek ve iş hakkını savundular; kadınlar köle gibi muamele görürken eşit ve mutlu kadının önemine dikkat çektiler; çalışmadan sefahat içinde yüzen asalak sınıflara karşı emeği kutsadılar; israfa karşı tutumluluğu, açgözlülüğe karşı ihtiyacı vurguladılar; çocuklar maden ocaklarında tükenişe terk edilirken onlar için mutlu bir gelecek ve eğitim hakkı istediler.
Ütopya çöl ortasındaki ``vaha``dır.
Orada çalışmak haz verir. İş, insanın yeteneklerinin ve yaratıcılığının ortaya döküldüğü temel faaliyettir. İnsanı bozan para hırsı yoktur. Ütopyalarda mal mülk, cıncık boncuk, takı ve mücevher hırsı, insan karakterinin bozukluğunun bir ifadesidir. Platon`un yöneticileri altın ve değerli madenlere ihtiyaç duymazlar, çünkü metallerin şahı olan altın onların özünde vardır.
Orada felsefe, tıp, matematik, astronomi, kısacası bilim, sadece seçkinler için değil, bütün yurttaşların gelişimi için vardır. Öğrenme, insanın yaşıyla sınırlı değildir; ölüme dek insanın temel uğraşıdır.
Orada herkes kendince bir sanatçıdır. Bir müzik aleti çalmayan, tiyatro oynamayan, şarkı söylemeyen, yazmayan, resim ve heykelle uğraşmayan, spor yapmayan kalmamıştır ütopyada.
Doğa, insanın sömüreceği bir alan değil, onun kopmaz bir parçasıdır. İnsan doğayla iç içe ve onunla barışıktır. Gölleri, nehirleri, denizleri kirleten fabrikaların yerinde yeller eser. Şelalelerin çırpıntılarına kuşların cıvıltıları karışır. Çayırlar cerenlerle çocukların oynama alanıdır.
Özellikle yeni ütopyalarda, kadın-erkek ayrımı da kalkmıştır. Şehirler ve sokaklar kadına düşman değildir. Laf atmak yok, sarkıntılık yok, tecavüz ve cinsel taciz yok. Evlilik de yok fakat aşk vardır.
Toplumsal ve siyasi tıkanıklık, çıkışsızlık, insanlığı yeni arayışlara sürüklüyor. İçinde bulunduğumuz düzenin çalışma hayatı, teknik ve bilimin gelişme seyri, ekolojik dengesizlikler ve diğer evrensel sorunlar, insanın mutsuzluğu ve insan ilişkilerindeki yapaylaşma, aşkın, kültür ve sanat hayatının dar bir çevreye hapsedilmesi... Bütün bunlar ve daha sayamadığımız pek çök şey, düşünsel kapasitemizi yeni ütopyalar üretmeye zorluyor.
Geçmişi olmayanın geleceği olmaz ya; eski ütopyaları bilmeden yenilerini üretemeyiz.``

serkan02, Erkek, 50 yaşında | 0 fikir yazılmış | tarih: 10 Mart 2010 | 1 kişi okuyor




Bu konuda kimse fikir belirtmemiş. Senin bir fikrin var mı?




Şu anda fikrin.net 'de 23 misafir ve 0 fikirdaş var.

Online Üyeler: Sende Üye Ol
Ana Sayfa | Konu Aç | Üye Ol | Mesajlar | Yardım | RSS

web tasarım